canan aktan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
canan aktan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2008 Cuma

Seth Godin'den Mor İnek

Bütün dünyada çok satanlar listesine girmiş olan Permission Marketing(İzinli Pazarlama), Unleashing the Ideavirus( Fikir virüsünü salıvermek) ve Survival is not enough ( Hayatta Kalmak Yeterli değildir) isimli kitapların yazarı, ünlü bir konuşmacı, yazar ve değişimci olan Godin, birçok şirketin kuruluşunda aktif rol oynamıştır ve Fast Company dergisinin yardımcı editörüdür. Sizlerle onun en az diğer kitapları kadar etkili ve tüm dünyada popüler olan Mor İnek kitabından çarpıcı noktaları paylaşmak istiyorum. Keyifli okumalar...


Mor İnek’siniz ya da değilsiniz= Çarpıcısınız ya da görünmezsiniz, seçiminizi yapın….

Kitap, gerçekten fark edilebilir bir şey yaratmak istiyorsanız, ürettiğiniz ve yaptığınız her şeyin içine Mor İnek’i koymanız gerektiğini söylüyor. Mor İnek Godin’in TV- Endüstri karması sonrası dünyasında geçerli kabul edilen pazarlama kurallarını sunuyor. Küçük girişimcinin başarıya giden kendi mor yolunu izleyerek, tutarlı bir şekilde düşüncede ve pazarlamada büyükleri nasıl sollayacağını anlatıyor.
Mor İnek bir fenomeni, heyecan verici olanı, sezgilere dayananı, inanılmaz derecede hızlı olanı simgelemektedir. Her gün, tüketiciler çok sayıda sıkıcı şeyle (yani çok sayıda kahverengi inekle) yüz yüze kalıyorlar, ama mor ineği tanıdıktan sonra onu unutamayacaklar. Mor İnek ürününüze veya hizmetinize sonradan ilave edilecek bir pazarlama fonksiyonu değil aksine ürün ya da hizmetin ta kendisi, en baştan yapılacak olandır.
Starbucks’ta, JetBlue’da, Krispy Kereme’de, Apple’da olup da sizde olmayan ne? Bu şirketler nasıl oluyor da kendini eleştirenleri hayretler içinde bırakıyorlar ve kendinden önce denenmiş bütün büyük markaların önüne geçiyorlar? Kitapta bunlar ve daha niceleri Mor İnek çerçevesinde eğlenceli bir dille ayrıntılarıyla anlatılıyor.

Öncelik verilen konular: 4Pnin dışındaki yeni P’ler, devrim, farkında olmak, niyet ve yöntem, yükselmek, detaylar, yayılmayı başaran fikirler, hile yapmak, müşteriler, büyük rakamlar kanunu, lideri izleme, tasarılar ve kazançlar, kitle pazarlamacıları, fark edilirin zıddı, parodi paradoxu, sloganın gücü, insanların satın aldığı ve konuştuğu şeyi satın alma, uzlaşma sorunu, bugünün pazarlamacısı olmak, dikkat çekici olmanın kuralları ve sınırları, ucuz olmanın sorunu, beyin fırtınası, işinize mor inek getirmek, gerçekler….

Dünyanın en çok tanınan pazarlama danışmanları Al Ries ve Jack Trout'tan Pazarlamanın 22 Kuralı

İşte o 22 altın kural, iyi okumalar...

1) Liderlik kuralı: İlk olmak, üstün olmaktan daha iyidir, ya doğru bir ilksiniz, ya da hiçsiniz!

2) Kategori Kuralı: Eğer bir kategoride ilk sırayı kazandıysanız, ilk olabileceğiniz yeni bir kategori yaratın.

3) Zihin kuralı: Zihinlere ilk girmek, piyasalarda ilk olmaktan daha iyidir.

4) Algı Kuralı: Pazarlama ürünleri değil, algıların savaşıdır. En iyi ürün diye bir şey yok, pazarlama dünyasında tek bir gerçek var, o da müşterinin veya olası müşterinin sizin ürününüz/markanız üzerindeki algısı

5) Odak kuralı: Pazarlamada en güçlü kavram, müşterinin zihninde yer etmiş bir kelimedir. Kelime karmaşık olmamalı, icat edilmiş bir kelime de olmamalı… örneğin; crest= çürük, Mercedes= mühendislik, BMW: sürüş, Volvo= emniyet, Domino’s = evlere servis, Pepsi-Cola= gençlik, Nordstrom= hizmet

6) Teklik kuralı: Tüketicinin zihnindeki bir kelimeyi birden fazla şirket sahiplenemez. Mc donalds= dünyanın en hızlı hamburger zinciri (hızlı) tabi bu odak kelimeyi tüm iletişim faaliyetlerinizde (reklam, vs) ve 4Pnizde vurgulamanız gerekiyor ki, bu kelimeyi sizden başka kimse sahiplenemesin

7) Merdiven Kuralı: Stratejini merdivende hangi basamaktaysan ona göre belirlemelisin. Araba kiralam markası= hertz ( bu kategoride merdivende en tepedeki basamakta, dolayısıyla stratejieleri de tepedeki yeriyle çelişmemeli)
limonlu soda merdiveni= 7-up, ikinci sırada: Sprite

8) İkilik Kuralı: Uzun vadede her pazarda iki marka öne çıkar. Cola ve Pepsi bir de Royal diye bir sey vardı neydi o?? 3.cüye pek yer kalmaz!! Bu ikisi hep bir mücadele içindediler, asıl oyunculardır pazarda.

9) Zıtlık kuralı: eğer ikinciliğin peşindeysen, stratejini lidere göre belirlemelisin. Güçlü bir lider, ikinciliği kovalayanlar için bir fırsattır ( tabi akıllı davranıyorlarsa). Liderin özünü belirleyip, liderin tam zıddınını tüketiciye sunacaksın, yani lidere bakıp, birebir taklit etmeden, seçmiş olduğu yolu takip edip o yolda farklılaşacaksın.

10) Bölünme Kuralı: Kategoriler zaman içinde bölünerek çoğalır. Genel olarak liderin baskın konumunu koruması için yapması gereken şey, her yeni kategoriye farklı bir markayla dalmaktır. Böylelikle yeni kategorisindeki her hangi bir ürün olumsuz tepki görürse bundan ana markası yani üstün konumdaki hali etkilenmeyecektir. GM: Chevrolet, Pontiac, Oldsmobile, Buick ve Cadillac, Geo ve Saturn Da yaptığı gibi

11) Perspektif Kuralı: Pazarlama faaliyetlerinin etkileri, zamanla ortaya çıkar. Nefes(sermaye, bilgi, azim, istek, çaba…), sabır ve gayret gerektirir.

12) Genişlemeler Kuralı: Marka özvarlığını arttırmanın cazibesi, pazarlamacıyı ürün grubunu genişletmeye zorlar. Akılcı davranmak gerekir, birçok riski beraberinde getirir: kimisi her alanda zayıf ama var olacağıma, bir alanda güçlü ve var olurum der. Kimisi ürünü çeşitlendirmek Pazar payımı attırır, rekabet edebilmem, tüketiciyi her alanda memnun edebilmem ve kendimi yenilemem için olmazsa olmazlardandır der.

13) Fedakarlık kuralı: Bir alanda başarıyı yakalamak için bazı şeylerden vazgeçmeniz gerekebilir. Ürün grubunuzu daraltıp, tek bir şeye focus olup, tek işte adını duyurmak, o işin ustası, lideri olmak. Safari giysiler: Banana Republic, Gençler için günlük giysi: The GAP

14) Nitelik Kuralı: Her niteliğin etkiliği bir karşıt niteliği vardır.
Crest= çürüklerle savaşır, Aim= tadı güzeldir, Close up= nefesinizi tazeler

15) Samimiyet Kuralı: olumsuz bir yönünüzü kabullenmeniz, tüketici tarafından olumlu karşılanacaktır. Listerine= günde 2 defa katlanmak zorunda kaldığınız tat.. gibi

16) Tekillik kuralı: Her durum için, başarıyı getirecek sadece bir tane hamle söz konusudur: beklenmedik olanı yap!

17) Bilinmezlik kuralı: Rakiplerinizin stratejilerini siz belirlemediğinize göre, geleceği tahmin etmeniz imkansızdır. Değişimden faydalanarak, trendleri kestirerek rakiplerin nasıl adım atacağını öngörüp, sizin nereye hareket etmeniz gerektiğine karar verebilirsiniz ama bu karar esnek olmalı, hızla değişebilmeli.

18) Başarı kuralı: Başarı kibre, kibir de başarısızlığa yol açar.

19) Başarısızlık Kuralı: Başarısızlık da olasıdır, ve yeri geldiğinde başarısızlığı kabullenmek lazımdır. Tabi kayıpları en aza indirgemek bu doğrultuda en iyi stratejidir.

20) Reklam Kuralı: Çoğu zaman basına yansıyanların aksi doğrudur. Müşterinin kafasındaki algı budur. O zaman ürününle uyum içinde olan, çok da fazla uçmayan fikirlerin yer aldığı reklam kampanyaları gerçekçi ve etkili olacaktır.

21) İvme Kuralı: Geçici heveslerin değil trendlerin üzerine inşa edilen programlar başarılı olur.

22) Kaynaklar Kuralı: Kaynaklar yeterli değilse, fikir de iyi bir çıkış yakalayamaz. Rekabet vahşidir. Dev şirketlerin markalarının arkasındaki maddi destek büyüktür.

Kotler'den 10 Ölümcül Pazarlama Günahı

Modern Pazarlamanın babası olarak bilinen Philip Kotler, pazarlama konusunda şimdiye kadar 25 kitap yazmıştır. Kotler ayrıca, gönüllü kuruluşların yanı sıra IBM, GE, Bank of America, AT&T ve Michelin gibi dev global şirketlere danışmanlık yapmaktadır.
Kotler'i işletme okuyan ya da MBA yapan herkes tanır. 1000 sayfalık ders kitaplarını okumak için vakti olmayanlar için "10 Ölümcül Pazarlama Günahı" adlı kitabında geçen önemli noktaları sizler için derledim, keyifli okumalar!

Kitap Hakkında:

Çoğu pazarlama faaliyeti artık işe yaramıyor. Çoğu reklam, tüketicilerin zihninde markalar için farklı bir konum yaratmıyor. Çoğu marka adayı, çok geçmeden pazarlama tarihinin derin çukuruna atılıyor ve bir daha hatırlanmıyor.
Peki suç kimde? Modern Pazarlamanın kurucusu ve pazarlama literatürünün bir numaralı ismi Philip Kotler’e göre suç, 10ölümcül pazarlama günahını bile bile ve durmadan işleyen pazarlama günahkarlarında.. Pazarlamayla uğraşan ve pazarlama hakkında düşünen herkesin okuması gereken bu kitapta, yazar önce büyük pazarlama günahlarını bir bir sıralıyor, sonra bu günahlardan arınmanın yollarını gösteriyor.
Peki bu günahlar neler?

· Şirketiniz yeterince Pazar odaklı ve müşteri merkezli değil: Pazar fırsatlarını göremiyor, hedef kitlenin istek ve beklentilerini fark edemiyor ya da yeterince tatmin edemiyor.
Ne yapmalı?


1) Pazar segmentlerini iyi tanımlamak ( yayr segmenti, değer segmenti, sadakat segmenti), segmentleri önceliklerine göre ayırmak, her bir segmente uygun bir uzaman atamak ( satış gücünü segmentlere göre tahsis edip, uzamanlaştırmak)
2) Müşterilere daha iyi bir hizmet sunmak, onları tatmin etme yolları aramak, onlarla kolay ve etkileşimli iletişim kurmak, çalışanlarına müşteri eğitimi vermek, müşteri kültürü ve bilinci oluşturmak

· Şirketiniz hedef müşterilerini tam olarak anlamıyor: tüketici ihtiyaçları, algıları ve tercihlerinin analiz edilmesi gerekiyor. ( hedef müşteriyi yakından tanımak: focus gruplarla, anketler, derinlemesine mülakatlar, etnografik araştırma, müşteri panelleri, CRM yazılımı ve veri tabanı )

· Şirketinizin rakiplerini daha iyi tanımlaması ve izlemesi gerek: başlıca rakipler kimler, bunların zayıf / güçlü yanları, nasıl hareket ettikleri, nasıl düşündükleri, nasıl davrandıkları, teknolojiyi izlemek, rakiplerle benzer ve ayrılıkları analiz ederek stratejilerinden yararlanmak

· Şirketiniz hissedarlarıyla ilişkisini gereğince yönetemiyor: çalışan, tedarikçi, distribütör ve yatırımcı ilişkiler, memnuniyeti, iletişimi

· Şirketiniz yeni fırsatlar bulmakta başarılı değil: yeni ürün/hizmet sunmak, farklılık yaratarak Pazar payını korumak/artırmak, fırsatlara yatırım yapmak, Pazar çevresindeki değişimleri, teknolojiyi, yenilikleri gözlemlemek

· Şirketinizin pazarlama planlama süreci kusurlu: rakam, bütçe, reklam, hedefler, stratejiler, taktikler net ve ikna edici olmalı, durum analizi( SWOT) doğru, güncel olmalı, pazarlama planı unsurları sürekli revize ve kontrol edilmeli

· Şirketinizin ürün ve hizmet politikalarının sıkılaştırılması gerekiyor: zayıf, para kazandırmayan ürünler ayıklanmalı, güçlü, çekirdek markalar üzerine focus olunmalı, müşteri tarafından önem verilen hizmetler yoğunlaştırılmalı, çalışanlara çapraz satış ve sürekli satış eğitimleri verilmeli ve şirket politikalarında kullanılmalı

· Şirketinizin marka geliştirme ve iletişim becerileri zayıf: hedef pazara kendinizi tanıtın ( reklam, satış promosyonu, hakla ilişkileri), markadan beklentileri, olumlu/ olumsuz düşünceleri öğrenin, bu doğrultuda marka değeri oluşturun, markanızda, ürünlerde ve hizmette kalitede farklılık yaratın, markanızı geliştirme stratejileri belirleyin

· Şirketiniz verimli ve etkili pazarlama gerçekleştirecek kadar iyi organize edilmemiş: pazarlamanın diğer departmanlarla ilişkilerinin iyileştirilmesi, daha güçlü bir liderin atanması, yeni beceriler kazandırılması, bütünleşik pazarlama iletişimi uygulamaları ( marka değeriyle çelişmeyecek ofis dekoru, çalışan eğitim ve bilgi düzeyi, konuşma, giyim kuşam…)

· Şirketiniz teknolojik azami düzeyde yararlanmıyor: etkili web sitesi, etkili bir intranet, etkili ekstranetler, çevrimiçi e-eğitim, e-istihdam, e-tedarik, e-Pazar araştırması, e-sohbet odaları, forumlar, e-ticaret, satış otomasyan sitemi, Pazar otomasyon sistemi, karar destek modelleri

17 Nisan 2008 Perşembe

düşündüğünüz, sorguladığınız, ürettiğiniz ve paylaştığınız sürece varsınız...aRDa KuTSal...



Geçen hafta konuğumuz olan Arda Kutsal bize biraz kendinden ve yaptıklarından, biraz da günümüz internet ve pazarlama modellerinden bahsetti. Ben de sizlere dinlediğim kadarıyla aktarmaya çalışacağım... Gerçi kendisini görmeseniz de yazılarından tanıdığınız bir karakter ama ben yazıya bir giriş mahiyetinde Arda Kutsal Kimdir ile başlayıp,kısa kısa söyleşi notlarına geçeceğim...

Arda Kutsal internette yeni nesil girişimlerin tanıtıldığı web sitesi olan Webrazzi'nin kurucusu ve Türkiye'deki tüm blogları bir çatı altında toplayan bir sistem olan Blograzzi'nin kurucu ortağıdır. Bunların yanısıra kendisinin danışmanlık hizmeti veren bir de firması vardır...

Sizlere büyük internet kişisi Arda Kutsal'ın ağzından web 2.0 ve Türkiye fırsatları adına özlü sözler geliyor:

İnternette reklam büyürken yön değiştirecek!

Satın almalar olacak ama bir süre sonra duracak!


Satın almalarda genel olarak kullanıcı sayısına, içeriğe, iş modeline ve pazar konumuna bakılıyor. Türkiye'deki ana iş modeli reklam, çok az düzeyde de premimum üyeliklerden alınan bedeller söz konusu.

Örneğin, blogcu.com'u inceleyecek olursak: Nokta.com'a iyi bir meblaya satıldı.Bir reklam geliri yok ama yüksek bir trafiği vardı. Alexa raporuna göre 12.sırada yer alıyordu. En önemlisi ise içerik üreten fazlaca insan vardı. pazarda açık ara öndeydi ve en büyük rakibi blogger (globalde)'dı, buna rağmen türk kullanıcısının tercihlerinde 1.sırayı alıyordu. Belki de Nokta.com bir anlamda Google'ın yaptığını yapmaya çalışıyor. Google "google adsense" ürününü kullanmak için blogger'ı açtı. Nokta.com da henüz sistemine entegre eedemese de "virgül" ürününü kullanmak için blogcu.com'u satın alıyor.

Melek yatırımcı gerekiyor!
Arda Kutsal'ın danışmanlık hizmeti veren firmasının bir de yatırım kanadı var, burada "melek yatırım" 'lar gerçekleşiyor.

Neyin nesi bu melek yatırım yahu diyenler için:
Melek yatırım hayata geçmemiş, çok çok erken aşamadaki yatırımlar, girişimcinin kendisinin değer kattığı henüz ürün, somut ispatı olmayan projelerdir. Merak edenlerin y_combinator.com sitesini ziyaret etmesi tavsiye edilir. (Amerika'daki örneği)

Burada max 25000$ yatırım yapılıyor. Buna karşılık %5-6 oranlarında pay alınıyor. Ama Türkiye'de 25000$ gibi bir üst limit yok. Yeterki değerli bir fikir olsun ve bu fikri hayata geçirecek bir girişimci/yatırımcı olsun. Arda Kutsal'da danışmanlık hizmeti veren şirketinde şirket kaynakları dışında yabancı yatırımların da olacağı konseptle değerli fikirlere melek yatırımcılar bulmakta...

Özel ilgi alanlarına yönelik sosyal ağlarda fırsat var!
Facebook bize tasarım, dil, kullanımda uygulanabilirlik gibi bir takım öğelerinin bir yalandan ibaret olduğunu gösterdi ve bugun birçok sosyal iletişim sitelerini büyük hasarlara uğrattı. Dili ingilizceydi, çoğu Türk üyesinin ingilizce bilmediği varsayılan bu sitedeki insanlar ne yapmaya gelmişlerdi buraya? tasarım karışıktı, birileri birşeylere davet ediyordu, "confirm" e basınca ne olacaktı acaba?tasarım desen, mavi-beyaz dümdüz sayfa, ne yıldız var ne sim, ne çiçek-böcek-kalp...ee noldu, herkes birbirine davet yolladı, herkes burada sen de gel, ben bilmem ne ilkokulumda bana aşık olduğunu düşündüğüm çocuğu buldum, evlenmiş biliyor musun, karısı çok çirkiiin...Haftasonu çocukluk arkadaslarımızda buluşma ayaraladık, çok güzeldi, eski günleri yad ettik...anneme babama, teyzeme, amcama hatta köpeğime bile facebook açtım, arkadaş listem doldu taşıyor, senin kaç arkadaşın var...dün doğumgününe gelemedim, ama fotoları facebook'a yüklemişsin, çok güzel, keşke gelebilseydim...falan diye gider bu diyaloglar..Sosyal ağımızı başarıyla tamamladık facebook sayesinde, bütün arkadaşlarımızı bulduk, daha da fazlasına ihtiyacımız kalmadı... şmdi sıra ortak ilgi alanlarının bir araya gelmesinde: "community kurma"
Başarının anahtarı = verinin paylaşılması










İnternet eğlence ve bilgi platformudur. Türkiye için girişim platformu olursa başarı kaçınılmazdır!

Türkiye'de Web 2.0 başarı getirmesi için anahtar .com'lar da!
Değişen büyükler: Doğan, MyNet, superonline
Değiştiren Güçler: Yonja, Ekşisözlük, Gittigidiyor...
Değiştiren Küçükler: Blogcu, Pilli, Çembernet,...
Değiştirecek Güçler: Nokta,...
Değiştirebilecek Güçler: Melek Yatırımcılar(angel Investors), Genç girişimciler, İnternet Stratejistleri

web 2.0 bir teknoloji değil, başlı başına bir terimdir. Bir beyin fırtınası esnasında oluşturulan, kişilerin ve internetin sağladığı değişimler sonucu içerikte katkıda bulunma, tasarım yapma, paylaşım gibi öğelerin yer aldığı modüler yapılar, xml, RSS gibi kavramlarla site içeriğini takip etme gibi özellikler sunan bir teknolojinin yazıya dökülmesi WEB 2.0.
İnsanların interneti kullanım şekilleri değişiyor:
Önceleri içerik verilir, izleyiciler okur fakat içerik yaratamazlardı. Önce içerikte, sonra tasarımda gelişmeler yaşandı...Tasarımlar değişti, RSS, CSS gibi teknolojilerle birlikte grafik kullanımı azaldı, büyük pikselli yazılar geldi, siteler editlendi ve Ekim 2005 gibi Web 2.0 hayatımıza girdi...Artık içeriğini paylaşmayan servis yok denecek kadar az. Böylelikle izleyici kitlesi arttı. İş modelleri buna göre değişti. Artık çoğu servis ücretsiz, siteler parayı premimum servis ve reklamlarla sağlıyor.

Hatta Web 2.0 'ın yerini alacak bir terim daha bekleniyor: Semantik kavramların ön plana çıktığı, servislerin birbirinin içeriğini algıladığı "Ajan" lar türeyecek, yani Arda Kutsal'ın tabiriyle dünya web 3.0'a hazır! Ama Türkiye henüz Web 2.0 kültürüne sahip olamadı, User Generated Content (UGC) kavramı henüz oturmadı...UGC 'e en uygun örnekler de youtube 'daki "sütü seven kamyoncu ve "idare edemem anne" videoları oldu.Yine Türkiye vikipedia da içerik olarak, diğer ülkelerinkine göre yerlerde!!!

Sebebi de ortada: dünyada teknoloji adım adım ilerlerken bizde karışık bir kurgu söz konusu. bizde paylaşım ne zaman yoğunlaşacak bilinmez, belki de web 2.0 olgunlaşmadan web 3.0 'a geçeceğiz!

YENİ TRENDLER

  1. 2008'in Twitter'ı Friendfeed: 2007 yılında Twitter adlı bir servis çıktı. bu servisle "Şu an ne yapıyorsun" sorusunun cevabını aldık. Hem de istemediğimiz kadar fazla insandan. Dünyada ne kadar popüler olsa da Türkiye'de bir facebook olamadı. Bunun üzerine bir sürü ek servisler çıktı... ta ki Friendfeed'e kadar! Friendfeed'de hesap açınca Youtube'daki videonuz, flickr'a yüklediğiniz fotolarınız, facebook'daki accountuna eklediğiniz herhangi bir servis vs tek bir kanaldan takip edilebiliyor. Yani tüm servisleri bir araya getiren bir geri bildirim servisi sunuyor. "Şu an Yotube'a x videosunu yükledi, flickra y fotolarını ekledi, facebook'daki hesabına z kişisinden bir arkadaşlık daveti geldi," vs... Friendfeed bugun inanılmaz bir hızla büyümeye başladı, bakalım Türkiye'de ne kasırgalar estirecek...

  2. Video Reklam: Arda Kutsal'a göre Video reklamlarında videonun içeriğinin tanıyabilmesiyle o içerikle ilgili reklamların entegre edilmesiyle buradaki iş modeli çok gelişecek ve hatta yepyeni bir iş kolu olacak.

  3. widget:
  • klasik e-ticaret: Türkiye'de e-ticaret alanından henüz alamadığımız ürün ve hizmetler mevcut. O yuzden şu an "klasik e-ticaret" bile yapılabilir.

  • innovatif e-ticaret: Örnekleri; altivi, pazartesisendromı

  • özel (niş) sosyal ağlar: çok uç hedef kitleli sosyal ağ ve komüniteler kurulabilir

  • Web araçları: sade-kolay ve verimli


Kaynaklar:

Arda Kutsal'ın bizzat kendisi ve sitesi http://www.ardakutsal.com/

2 Nisan 2008 Çarşamba

bir stratejik ittifak örneği: SMART CAR

1983 ‘de kurulan İsviçreli saat üreticisi Swatch’ın o dönemki CEO’su Nicolas Hayek insanların saatlere olan bağlılığını arabalara taşımasını hedefleyen bir düşünceyle mini araba fikrini ortaya atar. Projenin başlarındaki ana amaç; gençler tarafından satın alınabilecek fiyatta, onların yaşam tarzına hitap eden, 2 kişilik, minik, rengârenk, tasarım harikası dar sokaklarda geçişi kolay, parketmesi kolay, çevreye en az zarar veren egzos sistemli, az akaryakıt harcayan, hibrit motor ve elektirikli bataryalı gibi yenilikçi teknolojiyi bünyesinde barındıran bir ürünü piyasaya sürerek üretilen arabalarda Swach’ın çizgisini devam ettirerek markanın bilirliniğini arttırırken, bu üründe sunduğu katma değerle pazarın kaymağını yemektir.
Swatch’ın CEO’su Nicolas Hayek bu fikrini gerçekleştirmek için kurumsal bir araba üreticisi ile ortaklık yapmayı düşünür. İlk aklına gelen kendini “güvenli” kelimesiyle konumlandırmış Volkswagen’dir. Ancak ortaklık sürecinde planlar istenildiği gibi yürümez ve antlaşma aşamasında bu ortaklığa son verilir.
1993 yılında Mercedes-Benz küçük arabalar (subcompact) üzerinde bir fizibilite çalışması yürütmektedir. Swatch markasını, kendi tasarımını, çizgisini devam ettirecek hedef kitlesine yönelik arabalarla genişletmek istemektedir. Ancak bunu tasarladığı arabalarının özelliklerinden kaynaklanabilecek dezavantajları kamufle edebilecek, konusunda uzman bir araba üreticisi ile yapmayı düşünmektedir. Ancak Volkswagen ile istenilen anlaşmaya varılamaz. 1994 yılında of Daimler-Benz and Swatch Group Ltd mini araba (micro compact) kategorisinde stratejik ittifak (joint venture, ortak girişim) kurarlar. Üretici firma Almanya menşeili Daimler AG’dir ancak şirket stratejisi gereği üretim Fransa’nın Hambach eyaletinde Smartvile adlı fabrikada gerçekleşmektedir.
O dönem “Swatchmobile” adıyla duyulan ürün birçok araştırmacı ve uzman tarafından eleştirilere yol açmıştır. Uzmanlar küçük arabaların güvenlik açısından çok riskli olduğunu ve herhangi bir kazada büyük arabalara oranla iki kat ezilme yaşanacağını, bu tür olumsuz durumlardan ünlü saat markası Swatch’un da doğrudan etkilenebileceğini düşünmektedirler. Bunun üzerine, “Swatchmobile” adlı ürün resmi olarak Smart markasıyla piyasaya sürülür. Smart “Swatch Mercedes ART “ ‘ın kısaltılmış halidir ve ingilizcede akıllı, usta, yetenekli anlamlarına gelmektedir. Logosunda a harfinin yuvarlak kısmı tekerleri, a harfinin üstündeki ok işareti de ileriye dönük düşünme olarak tasarlanmıştır. 1997 yılında ilk Smart city Coupe Frankfurt’ta sergilenir. 1 yıl sonra 9 Avrupa ülkesinde piyasaya sürülür.
Daimler AG (eski adıyla DaimlerChrysler AG), bir Alman anonim şirketi ve dünyanın 13. büyük araba üreticisidir. Otomobil dışında kamyon üretimi yapmakta ayrıca Daimler Financial Services bölümü aracılığıyla finansal hizmetler vermektedir. Şirketin ayrıca EADS’da, McLaren Group’ta, Japon kamyon üreticisi Mitsubishi Fuso Truck and Bus Corporation’da ve ABD tabanlı oto üreticisi Chrysler Holding LLC ‘de büyük hisseleri bulunmaktadır.
DaimlerChrysler, Stutgart, Almanya menşeili Mercedes-Benz üreticisi Daimler-Benz (1926-1998) ile ABD tabanlı Chrysler Corporation’ın 1998 yılında birleşmesi sonucu kurulmuştur. Şirket 14 May 2007 tarihinde Chrysler’ı Newyork tabanlı Cerberus Capital Management a satmasının ardından 4 Ekim 2007 tarihinde ismini Daimler AG olarak değiştirmiştir.
Daimler Mercedes-Benz, Maybach, Smart, Freightliner markaları altında araba ve kamyon üretimine devam etmektedir.
Daimler Benz ile stratejik ittifakı sonucunda Swatch’ın tasarımını Daimler Benz’in tecrübesiyle birleştiren Smart Car’lar üretilir ve şirketin adı önce “Smart GmbH Micro Compact Car GmbH” olarak lanse edilir. Tasarlanan Smart Car’ların son hali CEO Hayek'in beklentilerinin çok dışında olur. Mercedes hibrit motorlu veya baterili araba üretmeyi reddetmesi üzerine bundan hoşnut olmayan Swatch elinde bulunan %19’luk ortaklık şirketi (Smart GmbH Micro Compact Car) hisselerini Mercedes’e satar ve bu projeden çekilerek Kasım 1998’de stratejik ittifaka son verir.
Eylül 2002 yılında şirket ismi “Smart Fortwo GmbH” olarak değiştirilir.
Smart Car’ların bugün tüm dünyada 36 ülkede yaklaşık 750000 satışı gerçekleşmiş durumdadır.

10 Mart 2008 Pazartesi

ACIKTIIIIIIIM diyorsan, bol çeşit istiyorsan, HEMEEEN ŞİMDİİİİİ diyorsan, al koy sepete...


Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar Marcus Tullius Cicero'nun da söylediği gibi "Yaşamak için yemelisin, yemek için yaşamalısın." Değişen her şeye rağmen, yemek yemek hep var, hep kalacak, o bir ihtiyaç, hiç bir şey onun yerini tutamadı, tutamayacak. Değişen tek şey ise belki de yemek yeme alışkanlığımız. Ailecek sofraya oturup, 3 çeşit ev yemeği, üstüne çay eşliğinde tatlı servisi ile karınların bayram ettiği o günler neredeyse geride kaldı. Neden mi? Çünkü zaman kendi hızıyla herşeye ivme katıp silip süpürüyor tüm değerlerimizi. Nefes almak için bile kısıtlı vaktimiz varmış gibi soluyoruz. 1saat fazla çalışıp, yarım saat erken uyuyabilmek için belki de birçok şeyi aksatıyoruz günlük hayatımızda, bu durum sadece yemek kültürümüz değil birçok olgunun da temellerini sarstı. Yemek yemeyi seven, misafirlerine, ailesine yemek ziyafeti vermeyi seven, yemek için yaşayan biz Türk Milleti , artık yaşamak için yiyoruz...

Değişen her bir olgunun birileri tarafından fırsata dönüştürüldüğü günümüzde, bu değişiklikleri hayatımıza en kolay entegre eden, bize maksimium fayda ve tatmin ile dönen girişimcileri de takdir etmek gerekir... İşte bunlardan biri Türkiye'nin ilk online yemek sipariş sitesi yemeksepeti.com'un kurucusu ve genel müdürü Nevzat Aydın.

Kendisi 1999 Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunu. Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek Silikon Vadisi'ndeki University of San Francisco'da MBA eğitimi alıyor. Amerika'da bulunduğu dönemde e-ticaret ile ilgili gelişmeleri yakından takip eden Aydın, MBA eğitimini yarıda bırakarak aklındaki projesini hayata geçirmek üzere Türkiye'ye dönüyor. O dönemler Türkiye'de internet üzerinden girişim yapmanın yavaş yavaş başladığı dönemler. Aydın'ın aklındaki projesi 'paket servis' ve 'internet'. 2000 yılı Haziran ayı'nda proje üzerinde çalışmaya tek başına başlar. Öncelikle projesinin gerçekleşebilir olup olmadığını test etmek için, restoran sektörünü araştırmaya başlıyor. Amerika'daki benzer projelerin iş modelinin Türkiye'ye uygulanmasının zor olacağını bildiği için, pazar araştırması yapıyor ve kuracağı sitenin iş/gelir modelinin büyük kısmını restoran sahipleriyle yaptığı mülakatlar sonucunda belirliyor. Kendisine bu projesinde yardımcı olacak, iş arkadaşları, ortaklar bulması gerekiyor. Bu sırada risk gibi gözüken bu işe girmek isteyenlerin sayısının yok denecek kadar az olduğunu hatta en iyi arkadaşlarının bile onu caydırmaya çalıştığını görüyor. İşte edindiği bu tecrübe, genç girişimcilerin kulağına küpe olacak cinsten: ‘Her zaman en iyi arkadaşınız iş ortaklığı için en doğru kişi olmayabilir.’ Kendisine bu konuda tam destek veren Melih Ödemiş ile 2000 yılı Ağustos başı gibi şirket kuruluyor. 2001 Ocak ayında internet üzerinden istenildiği şekilde ödeme yapılabilen bir paket servis portalı olarak online hizmete geçiyor. Odak noktaları yemek dağıtımıdır, onun dışında tencere, tava satmayacaklardır. İş modelleri yemek siparişleri üzerinedir. Kullanıcı yemek ücretini kapıya gelen restoranın görevlisine nakit, kredi kartı veya ticket ile öder, yemeksepeti bu ödeme üzerinden %10 komisyon alır. Bu da Aydın'ın çıkardığı 2.sonuçtur: "Doğru yer, Doğru zaman, Doğru Proje" . Geç kalınsaydı, kriz dönemine denk gelebilirdi ve sadece fikir olarak kalabilirdi. Bu projeyi belki de birileri hayata geçirecekti, çünkü Amerika ve Avrupa'da uygulanan bir modeldi, Türkiye'de ise henüz uygulanmıyordu, onlar gerçekleştirdi." Doğru Proje"olması o zamanın koşullarında yapılan sağlıklı pazar araştırmalarıyla fizibilitesinin ölçülüp bu pazara girme kararının zamanında alınmasıydı.

7 yıl önce hizmete geçen yemeksepeti.com şu an 8 ilde 2500 üzerinde restoranla servis veriyor. 56 kişilik bir ekiple çalışıyor. 350000 üyeye sahip, siyate giren ziyaretçilerin %41 'i sipariş vermekte, günlük sipariş miktarı 30000 civarlarında. Tutulan kayıtlara göre şu zamana kadar en ok sipariş veren üyeyin toplam sipariş sayısı 2712.

'İki tip şirket vardır. Kullanıcılarına daha fazla para harcatmaya çalışanlar ve daha az para harcatmaya çalışanlar. Biz ikincisi olacağız.' İş yapış şekillerinde amazon.com'un CEO'su Jeff Bezos'un bu sözlerini örnek aldıklarını söyleyen Aydın, prensip olarak kullanıcılarının yanında olduklarını, bunu onların da farketiklerini ve yemeksepetiyle karınlarını doyurduklarını büyük bir rahatlıkla söylüyor.

Başlangıçtan bu yana karşılaştıkları zorluklar da yok değil tabi. İş modelini restoran ve kullanıcı isteklerine göre şekillendiren şirket, ilk başlarda hem kullanıcı, hem restoran tarafında büyük sıkıntılarla karşılaşıyor. Restoranlar bilmedikleri bir siteye kazanmadan bişey ödemek istemiyorlar, kendi ürünlerini kendileri götürüp teslimde de paralarını kendileri almayı tercih ediyorlar. İnternetten sipariş hakkında hiçbir fikirleri yok, kaldı ki bilgisayar kullanmayı dahi bilmeyenler var. Kullanıcılar ise kredi kart numaralarını vermek ve yemek gelmeden önce ödeme yapmak istemiyorlar. Bunun üzerine, kullanıcılardan herhangi bir ücret talep etmeyen, siparişin ödemesinin kapıda yapıldığı, yemeklerin hangi restorandan geldiğinin bilindiği, şikayetlerin direk kendilerine yapıldığı, menü ve fiyat listesinin güncellendiği, restoranlardan aldıkları sipariş üstünden komisyon ücreti alan, siparişleri telefonla bildiren bir sistem kuruyorlar. Böylece hem kullanıcıların talepleri doğrultusunda iş yapıyorlar, hem de restoranların işine en az müdahale ediyorlar, yani herkes kendi işini yapıyor, işler tıkırında yürüyor.

İnternetten paket servis hizmetinin katma değeri nasıl olur ki diyenler için:


  • Puanlama sistemiyle kullanıcıların oyladıkları restoranlar, yani çürük yumurtalar sistemden çıkarılıyor. Şu zamana kadar 880 restoran sistemden çıkarılmış.

  • GPRS/ POS sistemi ile çok sipariş alan restoranlara POS sistemi kuruluyor.

  • DVD/Kitap Promosyonu, bunları müşteriye doğru ulaştırabileceklerini düşündükleri restoranlara teslim edilerek, 30 YTL 'nin üzerindeki siparişte bulunan müşterilere hediye olarak verilmesi sağlanıyor.

  • Canlı yardım ile anlık yardım, çağrı hizmeti ile kullanıcılarla iletişim kuran bir sistem kuruyorlar.

  • Gece operasyonu ile 7/24 hizmet vermekteler.

Nevzat Aydın, Melih Ödemiş ve Cem Nufusi adlı 3 arakadaşın bir bilgisayarla internetten yemek servisi vermek için hazırladıkları iş modeli, bugün 5 milyon dolar cirolu bir şirket oldu. Günde 4 bin kişi onların sitesinden yemek yiyor..İnternetin evlere girmesinin sektörlerinin önünü açmada önemli bir faktör olduğunu hatırlatan Melih Ödemiş ise buna bağlı olarak sektörlerinin de hızla büyüdüğünü, Paket servis sektörü % 5-20 büyürken şirketlerinin %100 büyüdüğünü, 2003'te ciroları 2.2 milyon dolar, kayıtlı üye sayısı 57 bin iken yedi yıl içerisinde 5 milyon dolar ciro ve 260 bin kayıtlı üyeye ulaştıklarını, pazarın %5-6'sına sahipken kısa vadede paylarını %15'e yükseltmeyi hedeflediklerini açıklıyor bir söyleşisinde. Ayrıca şirketin franchise modeliyle de bir marka haline geldiğini belirten Ödemiş, Bursa, Antalya, Adana, Sakarya ve Kocaeli'nde de bu modelle hizmet vereceklerini ifade ediyor. Bunları sadece ağızdan ağıza pazarlama faaliyetleri ile başaran şirket, yeni yeni radyolara reklam vermeye başlamış. Böylece sadakat programlarının bir parçası olan' Müşteri daima haklıdır, yemeksepeti.com daima müşterisinin yanındadır' mesajlarını iletişim kanallarıyla da bir kez daha pekiştirmeyi, böylece kullanıcılarını kendine bağlayıp, rakiplere gitmesini engellemeyi hedefliyor.
Bu sırada, Yemeksepeti.com, Microsoft ve DorukNet tarafından düzenlenen Altın Örümcek Web Yarışması'nda 2004 ve 2005 yıllarında 'En İyi Web Sitesi Ödülü'nü kazanıyor. Yine 2007 yılında Endeavor Türkiye Ofisi tarafından 'Endeavor Girişimcisi' seçiliyor.

Kısa vadede rakamsal hedefler koymalarını kullanıcı ve iş ortaklarının memnuniyetleri ve bağlılıklarının yanısıra almış oldukları başarılar da büyük oranda teşvik ediyor olsa gerek....